bir iki deneme                  bir iki deneme                   bir iki deneme                  bir iki deneme

                    

   

        bir iki deneme              bir iki deneme                     bir iki deneme               bir iki deneme

                   

Ana Sayfa

Allahü teâlânın varlığını O açıklamış, her şeyin yaratanı, Onun rızasını almak istemiştir. "Muhammed Masum hazretleri"

Teberrî etmedikce tevellî olmaz

Dinimize göre amel, Cennete girmeğe sebep değildir. Çünki, Cennete girmeğe sebep imandır. İmanı bozuk olan veya imanı olmayan ne kadar çok ibadet yaparsa yapsın kapıdan döner. Ameli zirvede olan, herkesin evliya bildiği birisi, imanı bozuksa, yaptıklarının faydasını görmez.

Hakiki din kardeşinin sevgisi, anne baba sevgisinden daha çoktur. Eğer böyle bir sevgi teşekkül etmemişse, bunun ne hocasını ne de Allahü tealayı tanıması mümkün değildir. Çünki birisi ilahi, diğeri nefsanidir.

Bir ibadet, ne kadar rıza-i ilahi için olursa, Allah indinde o kadar makbuldür. Buna İhlâs diyoruz. Din kardeşliğinde bu esastır.

Bir odanın her tarafı raf olsa, raflarda binlerce kitap olsa, bir kişi bu kitabların hepsini de okusa, eğer bu doğru bu yanlış diyemiyorsa, bu âlim değildir. İlimden maksat bu doğru bu eğri, bu yanlış bu doğru diyebilmektir. Yani hakkı batıldan ayırmaktır. Bunu ancak ehlisünnet âlimi yapar. Yoksa çok ilim sahibi, çok amel sahibi değil... Kendi kendine de değil. Bu ancak bir mürşidi kâmilin göstermesiyle olur.

Bir mürşid-i kamilin talebeleri bu doğru bu yanlış demeyi bilir. Bu iyi bu kötü demeyi bilir. O halde mürşid-i kamilin talebeleri de âlimdir.

Allah rızası için atılan adımlar çok makbuldür. Melekler kanatlarını döşer. Cenab-ı Peygamber buyuruyor ki; Günahı büyük olanlar Allah yolunda yürüsünler. Hizmet etsinler, Allah için bir araya gelsinler. Eslem radıyallahü anh tabiinden, yani Eshab-ı kiramı görmüş bir mübarek zat, buyuruyor ki; Allah ve Peygamberden bahsedilen yere bir mümin gitse, dağlar kadar büyük günahı olsa, hepsi sohbetin bereketiyle temizleniyor. Çünki dünyada ibadetten maksat, kalbi temizlemektir, beyni doldurmak değildir. Beyin et parçasıdır. Beyindekiler unutulur, kalptekiler unutulmaz. Çünki Allahü teala kalbi ve beyni farklı yaratmış. Yani ikisi birbirine bağlı değildir. Kalbi ve aklı farklı yaratmıştır. Onun için akıl durur ama kalp devam eder. Bunun kaynağı muhabbettir, sevgidir. Onun için, ibadetden maksat kalbi temizlemekdir. Bu temizlenmediği müddetçe yapılan ibadetler ancak bize şöhret getirir. Arkasından kibir getirir ve felaket gelir. Çünki asıl maksat olmamıştır. Peki, bu kalp nasıl temizlenecek? Bu kalp iki şekilde temizlenir. Bir, islamiyete uymak, yani ibadet, ikincisi de sohbet. İbadet; İlim, amel, ihlâsdır. İlim olmazsa ibadet olmaz. İbadet olmazsa hiçbir şeye yaramaz. İbadet var ihlâs yoksa yine bir şeye yaramaz. Dolayısıyla, kalbin temizlenmesi için hem sahih olması lazım, hem de makbul olması lazım. Sahih olacak, bir de kabul olacak. Sahih olması için, emir ve yasaklara uymak lazımdır. Namazı emredildiği şekilde kılmak, tesbihi emredildiği şekilde çekmek lazımdır. Tamam, ibadet sahih, ama haram lokma yemişse, haramdan giyinmişse yine kabul olmaz. Makbul olması çok zor. Sahih oldu, ilim de var, ama elbisenin bir düğmesinin bir ipliği haram ise, kıldığı namaz kabul olmuyor. Hadis-i şerif var; Namaz kıldığı odada birparça iplik haramdan olsa o oda da kılınan namaz kabul olmuyor. Çünki o haram, zemzemin içine necaset damlamış gibi, berbat ediyor. Zemzem de olsa içilmez. Dolayısıyla dinimizin aslı teberrîdir. Teberî olmadıkca tevellî olmaz denir. Çünki o uzaklaşmak oldukça yakınlaşma kendiliğinden oluyor. Yani haramdan uzaklaşmak olunca, artık başka bir yere yaklaşmağa gerek yoktur. Çünki bir şey boşaltılınca, onun başka bir şeyle dolması lazım. Mesela kâlb dünya sevgisinden boşaltılınca Allah sevgisi kendiliğinden dolar.

İbadet sahih oldu, yani ilim, amel, ihlâs var... Makbul de oldu… Bu birinci kısmıdır. Diğer kısmı ise, bir mürşid-i kâmili bulmak, onu sevmek ve onu sık sık hatırlamakdır. Buna rabıta diyorlar. Rabıtadan maksat, irtibat kurmaktır. İrtibat kurulduğu zaman, biz bilsek de bilmesek de, anlasak da anlamasak da feyiz gelir. Feyiz gelmesinden maksat, kalbin temizlenmeye başlaması demektir. Feyz gelmesinin alameti de, haramlardan soğumak, dünyadan soğumaktır. Haramlardan soğumadan Allaha kavuşmak olmaz. İkisi bir arada olmaz. Büyükler bu hale kavuşunca kendilerini hiç bilirlermiş, kendilerinden bir şey söylemezlermiş. Ben bilmem, hocam bilir derlermiş. Hocam ne derse onu söylerim derlermiş.

Peki, biz şimdi rabıta yapmak istesek nasıl yapmalıyız?.. Bukadar çok vesvese arasında, gözlerimizi kapatmakla büyükleri düşünebilmemiz çok zor, namazda bile kaç rekât kıldığımızı şaşırabiliyoruz. Büyükler buyuruyor ki; Bunun çaresi, size hocanızı hatırlatacak arkadaşlarla beraber bulunmaktır. Hocanızın yazdığı eserleri okuyun. Çünki o satırların arasında hocanızı bulacaksınız, irtibat kuracaksınız, irtibat kurduğunuz zat ile beraber olacaksınız. Bu da hem dünyada hem ahirette beraberliğe yol açacaktır.

Bir mübarek zat sohbet ediyormuş. Yakın talebelerinden birisi içeri girince odanın havası değişmiş. Talebeyi çağırmış, oğlum ne var sende, senden leş gibi koku geliyor diyor. Talebe; hocam sabah gusül abdesti aldım, çamaşırlarımı değiştirdim, buraya abdestli geldim diyor. Hocası; yok bu koku başka bir koku, ceplerini boşalt, ne varsa cebinde koy şuraya diyor. Talebe cebinden bir tane kitap çıkarttı. Hocası baktı, işte bu dedi. Talebe; Efendim ben buraya gelirken bir arkadaşım benim dindar olduğumu bildiği için bana bir din kitabı verdi, ben de aldım cebime koydum dedi. Hocası; Buraya gel, şu isme bak, habis bir adam, bid’at ehli bir adam. Bunun kokusu bütün kitabı değil, hepimizi perişan ediyor. Evet, yazılar doğru olabilir, ama ondan gelen koku bizi öldürmek için yeter. Çabuk bunu dışarıya bırak, böyle bozuk kitabları okuyanlar zehirlenir buyurmuş. Midemizi doyurmak için gıdanın temizini aradığımız gibi, kalbimizi doyurmak için de kitabın iyisini aramalıyız, pis borudan şifa gelmez buyurmuş. Dolayısıyla kitap okumaktan esas maksat, kalp temizliğidir, ayrıca onun yanında da bir şeyler öğrenmekdir. O kalp temizlenmezse öğreneceğimiz ilm zaten zarar verir. Onun için her kitap okunmaz. Elimizde Tam ilmihal seadeti ebediye gibi bir hazine varken, başka kitab okumağa zaten lüzum kalmaz. Her okuyuşta ayrı bir zevk alınır.

Koruyacağımız en büyük varlığımız imanımızdır. İmanın yeri de kalpdir. Kalp dediğimiz şey, yürek değildir. Yüreğin içerisinde manevi bir kuvvet var, ampuldeki elektrik gibi. Onu korumak, onu söndürmemek lazımdır. Amel de onu korumak için yapılan ibadetlerdir. Korunmaya ihtiyacı var. Ya ampul kırılırsa karanlıkta kalınır.

İman muma benzer, ibadetlerde mumu koruyan fener gibidir. Karanlıkta kalmamak için mum ve fener birlikte lazımdır.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, Cuma gününü tebrik ederiz, müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu

(Huzur Pınarı Mail Grubu)

 
Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun


Doğumu ile "cihanı aydınlatan O nur"a selam olsun.

Huzurpınarının güzîde üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,

bu gece husûsî dualarınızı istirhâm ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu.



Hadis-i Şerifte buyurulduki;

(Bir kimse, beni çocuklarından, ana-babasından ve herkesten daha çok sevmedikçe, îmanı tamam olmaz)

(Allahü teâlâ bir kuluna yazı ve söz sanatı ihsân ederse, Resûlullahı övsün, düşmanlarını kötülesin!)

(Kıyâmet günü, önce gelenlerin ve sonra gelenlerin seyyidiyim. Hakîkati bildiriyorum, öğünmüyorum.)


Rebî’ul-evvel ayının onbirinci ve onikinci günleri arasındaki gecedir. Dünyâdaki bütün insanlara Peygamber olarak gönderilen, Peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed Mustafâ aleyhisselâmın doğduğu gecedir. Mîlâdın 571. ci senesinde doğdu. Bu gece, Kadr gecesinden sonra, en kıymetli gecedir. Bu gece, O doğduğu için sevinenler afv olur. Bu gece, Resûlullahın “sallallahü aleyhi ve sellem” tevellüdü zemânlarında görülen hâlleri, mu’cizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevâbdır. Kendileri de anlatırdı. Bu gece, Eshâb-ı kirâm “radıyallahü anhüm” da, bir yere toplanıp, okurlar, anlatırlardı.

Image
Nasıl sevmiyeyim ki, bedenimde canımsın,
Hürmetine var oldum, sebebi hayatımsın.
Damarımda kanımsın, bana benden yakınsın,
Sen âşıklara mâ’şûk ve hep canlara cânân.

Her derde devâ sensin, her rûha şifâ sensin,
Göze sürme, başa tâç, kalblere cilâ sensin.
Habîbullahsın, fevk-i mele-i a’lâ sensin,
Başka kapı çalamaz, seni biraz tanıyan.



MEVLİD KANDİLİ


Dünyadaki bütün insanlara peygamber olarak gönderilen, peygamberlerin sonuncusu ve en üstünü Muhammed aleyhisselâm, 571 yılı Nisan ayının 20’sine rastlayan, Rebi’ul-evvel ayının 12. Pazartesi gecesi, sabaha karşı Mekke-i Mükerreme’de dünyaya gelmiştir. Her peygamberin ümmeti, kendi peygamberinin doğum gününü bayram yapmıştır. Bugün de, Müslümanların bayramıdır. Neşe ve sevinç günüdür. Dünyadaki Müslümanlar tarafından, her sene, bu gece Mevlid kandili olarak kutlanmakta, her yerde Mevlid kasideleri okunarak Resûlullah hatırlanmaktadır. Mevlid, doğum zamanı demektir.

Resûlullah efendimiz, mevlid gecelerinde Eshâb-ı kirâma ziyafet verir, dünyayı teşrifindeki ve çocukluk zamanındaki şeyleri anlatırdı. Hazret-i Ebû Bekir de, halîfe iken, Eshâb-ı kirâmı toplar, Resûlullah efendimizin dünyayı teşrifindeki olağanüstü hâlleri konuşurlardı. Bu gece, Resûlullahın doğum zamanında görülen hâlleri, mûcizeleri okumak, dinlemek, öğrenmek çok sevaptır. Peygamber efendimizi öven çeşitli mevlid kasideleri vardır. Meşhur olan ve Türkiye’de sık sık okunan mevlid kasidesini Süleyman Çelebi, 15. asırda yazmıştır. Mevlid-i şerîf okumak, Resûlullahın dünyaya gelişini, mirâcını ve hayatını anlatmak, Onu hatırlamak, Onu övmek demektir. Mevlid Gecesi, Kadir Gecesi'nden sonra en kıymetli gecedir. Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur.

Hadîs-i şerîflerde buyuruldu ki:

“Beni ana babasından, evlâdından ve herkesten daha çok sevmeyen, mümin olamaz.”

“Bir şeyi çok seven, elbette onu çok anar.”

“Peygamberleri anmak, hatırlamak ibâdettir.”


Bu gece, çalgı ve başka haram şeyler karıştırmadan, Allah rızası için mevlid cemiyeti yapmak, mevlid kasidesi okumak, salevât-ı şerîfe getirmek, tatlı şeyler yedirip içirmek, hayrat ve hasenat yapmak, böylece, o gecenin şükrünü yerine getirmek müstehaptır. Diğer kandillerde olduğu gibi, bugün de, Kur'ân-ı kerîm okumalı, kaza namazı kılmalı, sadaka vermeli, duâ etmeli, Cenâb-ı Haktan afv ve mağfiret dilemelidir.

PEYGAMBER EFENDİMİZİN DOĞUMU



ImageMuhammed aleyhisselâmın (sallallahü aleyhi vesellem) doğumunda sayısız mûcizeler görülmüştür. Kureyş’in reislerinden, dedeleri hazreti Abdülmuttalib anlatıyor: Muhammed’in (sallallahü aleyhi ve sellem) doğduğu gece, Kâbe’yi tavaf ediyordum. Gece yarısını geçince, Kâbe, Makam-ı İbrahim’e doğru secde ediyordu ve “Allahü ekber, Allahü ekber” diye tekbir sesleri ile; “Beni müşriklerin pisliklerinden, cahiliyet zamanının kötülüklerinden temizlediler.” diye sesler geliyordu. Bütün putlar yere düştü. En büyükleri olan Hubel yüzü üzerine, bir taşın üzerine düşmüştü. Birisinin, “Âmine, Muhammed’i (sallallahü aleyhi ve sellem) doğurdu.” dediğini işittim. Safâ tepesine çıktım. Bir gürültü vardı. Sanki bütün kuşlar ve hayvanlar Mekke’ye toplanmışlardı. Sonra Âmine’nin evine gittim. Kapı kilitli idi. Kapıyı çalıp, “Açın!” dedim. İçeriden Âmine; “Muhammed (aleyhisselâm) doğdu” dedi. “Getir göreyim.” dedim. “İzin yok. Birisi geldi. Çocuğu üç güne kadar kimseye gösterme dedi.” dedi. İçeri zorla girmek için kılıç çektim, karşıma elinde kılıç, yüzü örtülü biri çıktı. “Ey Abdülmuttalib geri dön! Çünkü, oğlunu melekler ziyaret ediyorlar.” dedi. Titremeye başladım. Bu hâli üç gün kimseye anlatamadım, dilim tutulmuştu.

Aynı gece, Kisra’nın sarayı sallandı. Bin yıldır yanan Mecûsilerin ateşi söndü. Save Denizi kurudu. Ateşe tapanların âlimi olan Mübedâ müthiş bir rüyâ gördü. O gece, güneş doğmadan bütün cihan aydınlandı ve nûrlandı.



Herkim geldi cihâna ve herkim ki gelecektir,
Hepsinin üstünde Sen, serdârsın yâ Resûlallah!
Cihân bağında insan ağaçtır gayriler yaprak,
Nebîler meyvedir, özü Sen yâ Resûlallah!
Şefâ’atin olmasa, hâlimiz hârâb günahdan,
Herderdimize dermân, hep Sensin yâ Resûlallah

Image


Allahü teala "Sen olmasaydın, hiçbirşeyi yaratmazdım buyuruyor". Öyle bir Peygamberki; bütün insanlardan üstün, bütün peygamberlerden üstün... Kâinatın, Onun hatırına yaratıldığı yüce peygamber. Öyle bir Peygamberki, diğer peygamberler, peygamber oldukları halde, Onun ümmetinden bir fert olmağı istemişlerdir. Öyle bir peygamberki, herkes kendisini düşünürken O ümmetini düşünür. Onun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil.. ohalde kıymet bilelim, Böyle büyük bir peygamberimiz olduğunu bilelim, Ona ümmet olmağa layık olalım..(Ümmeti olduğumuz devlet yeter). Getirdiği din öyle bir dinki; bütün dinleri içinde toplamış. Getirdiği Kitab öyle bir Kitabki; dört kitabı içinde toplamış.... Allahü teala itibarı dîne vermiştir... dikkat edilirse dindar insanlar herzaman itibarlı insanlardır. Yani bir insanın itibarı dîne bağlı olmasındandır.

Seyyid Abdülhakîm efendi hazretleri buyurdu ki; Her Peygamber, kendi zamânında, kendi mekânında, kendi kavminin hepsinden, her bakımdan üstündür. Muhammed “aleyhisselâm” ise, her zemânda, her memleketde, ya’nî dünyâ yaratıldığı günden, kıyâmet kopuncaya kadar, gelmiş ve gelecek, bütün varlıkların, her bakımdan en üstünüdür. Hiç kimse, hiçbir bakımdan Onun üstünde değildir. Bu güçbirşey değildir. Dilediğini yapan, her istediğini yaratan, Onu böyle yaratmışdır. Hiçbir insanın Onu medh edecek gücü yokdur. Hiçbir insanın, Onu tenkîd edecek iktidârı yokdur.

Kâinatta herşeyin onun hatırına yaratıldığı, canımız-ruhumuz-herşeyimiz-ensevdiğimiz, uğrunda canımız feda olan, efendimizin mübarek doğum günü (mevlid kandili) Bu gece Peygamber “sallallahü aleyhi ve sellem” efendimiz doğduğu için sevinenler afv olur. O'nun hatırına var olduk, ebedi alemde kurtuluşumuz Efendimiz sayesindedir. Öyle büyük bir peygamber-i zîşan'ın ümmetiyiz ki,.. Ümmeti olduğumuz devlet yeter... Efendimiz öyle büyük ki, O'ndan büyük hiç bir insan yok.. Öyle sevgili ki, O'nun şefaati ile kurtulmamak mümkün değil (yeterki mübarek şefaatlerine layık olabilelim..), O halde, O'na olan sevgimizi, muhabbetimizi, ihlasımızı, sıdk ve sadakatimizi göstermeliyiz...
Dünya ve ahiretde huzur ve saadet isteyen O'nu sevmeli, O'nun sevdiklerini sevip, sevmediklerini sevmemeli, O'na uymalı ve O'nun ve eshabının yolundan gitmelidir.

Allahü tealaya emanet olunuz efendim.

Huzurpınarı ailesinin muhterem üyelerinin, mevlid kandilini tebrik ederiz,
(husûsen bu gece) müstecâb dualarınızı istirham ederiz efendim.

ali zeki osmanağaoğlu


Ey günâhlılar sığınağı, sana sığınmağa geldim!
çok kabâhatler işledim, sana yalvarmağa geldim!

Karanlık yerlere sapdım, bataklıklara saplandım,
doğru yolu aydınlatan, ışık kaynağına geldim!

Çıkacak bir canım kaldı, ey bütün canların cânı!
uygun olur mu söylemek, cânımı fedâya geldim!

Derdlilerin tabîbisin, ben ise gönül hastası,
kalb yarama devâ için, kapını çalmağa geldim!

Cömerdlerin kapısına, birşey götürmek hatâdır.
basmakla şeref verdiğin, toprağı öpmeğe geldim!

Günâhlarım çok, dağ gibi, yüzüm kara, katran gibi,
bu yükden ve siyâhlıkdan temâm kurtulmağa geldim!

Temizler elbet hepsini, ihsân deryândan bir damla,
gerçi yüzüm gibi kara, amel defterimle geldim!

Kapına yüz sürebilsem, ey canımdan azîz cânan!
su ile olmıyan işler, hâsıl olur o toprakdan!
----

Ey güzeller güzeli, beni sevdânla yakdın!
görmüyor birşey gözüm, her an hulyânla aklım!

Sen (Kabe kavseyn) şâhı, ben ise azgın köle,
Sana konuk olmağı, nasıl söyler bu şaşkın?

Acıyıp bir bakınca, ölü kalbler diriltdin,
sonsuz merhametine sığınıp, kapın çaldım!

İyilik kaynağısın, dermanlar deryâsısın!
Bir damla lutf et bana, derde devâsız kaldım!

Herkes gelir Mekkeye, Kâ’be, Safâ, Merveye,
ben ise senin için, dağlar tepeler aşdım!

Dün gece, bir rü’yâda göklere değdi başım,
kapındaki uşaklar, enseme basdı sandım!

Ey Câmî hazretleri, sevgilimin bülbülü!
şi’rlerin arasından, şu beyti seçdim aldım:

(Dili aşağı sarkık, uyuz köpekler gibi,
bir damlacık umarak, ihsân deryâna vardım.)

Öyle neşeliyiz seviniyoruz,
sanki bulutlarda dolaşıyoruz,
uzansak ay'ı elimizle tutarız,
eğilsek yıldızları toplarız.

Çünki, bizi muhatap aldı rabbimiz,
onun emr ve yasaklarına tâbîyiz,
ve de öyle bir nebînin ümmetiyiz,
uğruna kâinatı yarattı rabbimiz.

Herkes kendi hocasıyla övünür,
benim sahibim kâinatın en üstünüdür,
hocamın hocalarının hocasıdır o server,
onsuz olunurmu iki alemde münevver.

Bu nimet öyle büyük şereftir-saadettir,
kıymetini bilmeyeni dövmek gerektir,
bukadar nimet içinde kimki üzüntülüdür,
milyar sahibinin kuruş kaybetmesi gibidir.

Böyle şerefli bir kafileyiz, aileyiz, ümmetiz...
müjdelerolsun, kavuştuk nimetlere, dahane isteriz.
buna rağmen dünya için hala üzülürsek biz,
Rabbimizi gücendirir, büyüklerimizi incitiriz..

Kâinatı uğrunda yarattı yüce Mevla’m,
Aşkındır âlemleri döndüren sır EFENDİM.
Sevginle dolan kalpler Mevla'ya yakın olur,
İzinde gidilecek: Sensin tek nûr EFENDİM.

Tüm mü’minler daima hasretinle yanmakta,
Pâk ismini andıkça kalpler huzur bulmakta,
Bir kez rüyada gören en bahtiyar olmakta,
Rabbin sevgilisisin, Sensin tek yâr EFENDİM.

Müsliman gönüllerde coşmaktadır bir arzû,
Şefaatine ermek herkesin tek umudu,
Seni candan çok sevmek: mü’minlik ölçüsü bu,
Seni sevemeyenlere dünyalar dâr EFENDİM.

Seni övebilecek sözler bulmak ne mümkün,
Yolundan gayrı yollar, izler bulmak ne mümkün,
Aşkın gibi yakacak közler bulmak ne mümkün,
Ümmetin yarasını lutfeyle sar EFENDİM.

Zerreler seni seven Hakkın aşkıyla döner,
Tüm varlığa rahmetsin, Sensiz yıldızlar söner,
Sana has ümmet olmak; budur en büyük hüner,
Doğruya gidecek yol bir sende var EFENDİM.

Kurbandır sana canlar, hayranındır ummanlar,
En küçükten büyüğe sevdâlın yaşayanlar,
Sevdiklerinden olmak ümîdi taşıyanlar,
Hasretinle etmekte hep âh-ü zâr EFENDİM.

Kur'an Seni övüyor ey insanlık önderi,
Allah Seni seviyor ve Seni sevenleri,
Sevdândır fetheyleyen tüm mü'min gönülleri,
Adını aşkla anmak: ne büyük kâr EFENDİM.

İlk insandan bu yana toplansa hep insanlar,
Konulsalar üst üste dehalar, kahramanlar,
Büyüklükte erişmez topuğuna tüm bunlar,
İdrâk edemeyene yakışır ar EFENDİM.